|
|
| ABF HABER BULTENI SAYI 2 |
|
|
|
| Yazar ABF Haber Bulteni | ||
|
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU HABER BÜLTENİ SAYI 2
MERHABA AABF Basın Bürosu
olarak, herkesin yeni yılını ve geçmiş olan Kurban Bayramını kutlarız. Şu an
elinizdeki ABF Haber Bülteni’nin ikinci
sayısını ulaştırmanın heyecanını sizinle paylaşmak istedik. 2007 yılı sadece küresel ısınmadan dolayı değil, aynı zamanda
yaklaşan Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlerden dolayı sıcak geçecek gibi
görünüyor. Alevi hareketi açısından da önemli bir süreç başlıyor. Çünkü
Alevilerin siyasete örgütsel ve toplumsal olarak yön verme, siyasetin yanlış
yönelimine örgütsel müdahalesi, 2007 yılındaki faaliyetinin merkezindeki asıl
gündem olacaktır. Bu nedenle tüm Alevi kamuoyunun gündemini meşgul edecek olan, Aleviler
ve Siyaset İlişkisi, kapsamlı bir şekilde tartışmayı ve Alevilerin
birlikte tutum almasını zorunlu kılıyor. Alevilerin siyasi alanın öznesi haline gelmeden, toplumsal
taleplerini ve sorunlarını, siyasetin gündemine koyabilme şansı oldukça zayıf
görünmektedir. Mevcut siyasi tablonun dünyasında inkar edilen, Alevilik ve
Aleviler, ancak Alevi hareketinin birlikte ve ortak tutumu ile kabule
dönüşebilir. BİR RİCAMIZ VAR Lütfen ABF Haber Bülteni’ni tanıdınız
dostlarınıza elden ya da E-Posta ile iletiniz. Bu katkınızdan dolayı şimdiden sizlere teşekkür
ederiz. Sizlerle bir sonraki sayımızdaki buluşmak dileği ile hoşça
kalın… Aleviler’den AB’ye Mektup
“Hepimiz Aleviyiz” Mİ?
ABF ve AABK, sayın bakanın bu açıklamasını talihsiz
bir açıklama olarak değerlendirmektedir. Yıllardır bu ülkede hukuksal,
kültürel, inançsal hakları uğruna mücadele eden Alevi toplumu, bu mücadeleleri
sonucunda katliamlara maruz kalmış, devletin asimilasyon politikalarının hedefi
haline getirilmiştir. Sayın Abdüllatif Şener, kendi doğum yeri olan Sivas’ta "Aynı gemide yaşayan, aynı kan, can ve çamurdan olan” 35 insanın diri diri yakılmasına itiraz
etmeden, “hepimiz Aleviyiz” diyemez.
Sayın bakan, Sünni-Hanefi inancı ile
özdeşleşmiş devletin, asimilasyoncu “Zorunlu
Din Dersleri”ne, Sünni-Hanefi Diyanetinin maaşlı yönetici ulemalarının
ayrımcı politikalarına, bu kurumun kendisine itiraz etmeden “hepimiz Aleviyiz” diyemez. Sayın Şener bu ülkede 67 okula karşın, 90 caminin varlığını
bilerek, halen Alevi köylerine zorla cami yapılmasına itiraz etmiyorsa, 35
insanın yakıldığı Madımak otelinin, kebap salonu olarak işletilmesine siyasi
iştahı müsaade ediyorsa, kendisine sunulan, “Madımak Müze olmalıdır” dilekçesi ve Aydınlar imzalarını alırken
verdiği sözü unutuyorsa, Sayın Şener “hepimiz
Aleviyiz” diyemez. Sayın
Bakan “hepimiz Aleviyiz” derken, kendince bir sanal
Alevilerden bahsetmektedir. Çünkü bu ülkede eşit koşullarda yaşayan Aleviler
yoktur. Alevilik ve Aleviler siyasetin ve siyasi iktidarın merkezindeki kodu,
belleklerinde “İnkar” olarak yer
almıştır. Alevilerin sorunları arasında olan, “Cemevleri kültür ve inanç merkezleri olarak kabul edilmelidir”
talebi, TBMM’de AKP’kli milletvekillerinin oyları ile red edilmiştir. 2006
yılında TBMM’de “Madımak oteli 2 Temmuz
Müzesi olmalıdır” teklifi, yine AKP milletvekillerinin oyları ile red
edilmiştir. AKP iktidarı boyunca genel
bütçeden Alevi kurumlarına tek bir kuruş bile aktarılmamıştır. Başbakan tarikat
şeyhleri ile ilişkilerini canlı tutarken tek bir Alevi yöneticisini kabul
etmemiştir. Sayın bakan bunları bile acaba hangi Alevilerden bahsediyor? ALEVİLER POPÜLİZM DEĞİL ÇÖZÜM İSTİYOR Yaklaşan
seçimlere yönelik yatırımlarda siyasi partilerin popülist söylemlerine çok
tanık olacağımız bir sürece giriyoruz. Sayın Şener’de bu maksatla, AKP’yi
Alevilere şirin göstermek istemektedir. Aleviler
ve Alevilik düşüncesi, din, inanç ve vicdan özgürlüğü gibi sivil ve siyasi
hakları güvence altına alan bir hukuki çerçevenin zorunlu olduğunu ifade
etmektedir. Alevilerde “Ayrısı ve gayrısı olmayan aynı gemide”diğer
inanç grupları gibi eşit olmak, Alevilerin mağdur olmasını önlemek için gerekli
siyasi sorumluluklarının yerini getirilmesini talep etmektedir. Tarihin
yüz yıllık gerilerine dönüp baktığımızda, bu ülkede egemen siyasi anlayış,
Türkiye’de yaşayan herkes için farklı türden acılar üreten karaktere sahiptir.
Tüm yurttaşların farlılıkları ile birlikte ortak yaşaması ve birlikte üretmesi
mümkündür. Fakat AKP dahil tüm siyasi iktidarlar bugüne kadar, Türkiye’de
toplumunun insanca yaşayabilme hakkını, gerçek anlamda demokratik, laik, hukuk
devletine kavuşma arzusu hep ertelenmiştir. Sorun çözmek yerine, düşman
illüzyonu üreten bu yaklaşımın değişmesi için yürütülecek felsefi ve ideolojik
mücadele şarttır. Türkiye’deki siyasi “merkez”i
temsil edenler, devletin Sünni-Hanefi üniformasını çıkarmayan, kendi ekonomik
ve siyasi ayrıcalıklarını korumak için gerilim yaratmaya devam eden zihniyet
sahipleridir. Geçmişten
beri dışlanan Aleviler, insan haklarına saygı gereği, eşit ve özgür bireylerin
bir arada huzur içinde yaşamasını mümkün kılan yeni bir paradigmaya ve herkesin
kendi kimliklerini demokratik, laik ve katılımcı bir Anayasaya ihtiyacımız
olduğu görüşünü ifade ediyor. Bu
nedenle sayın Şener, "Aynı gemide yaşayan,
aynı kan, can ve çamurdan olan 73 milyonun ayrı ve gayrısı olmamalı." fikrinde samimi ise; işte
hodri meydan, TBMM’de çoğunluğunuzla, Alevi kimliğinin resmen kabul edilmesini
sağlayın! 08.01.2007 Saygılarımızla Alevi Bektaşi
Federasyonu Selahattin Özel, Genel Başkan DEVLETİN SÜNNİ ULEMASI “ALEVİLİĞİN KİTABINI”
YAZMIŞ Diyanet
İşleri Başkanlığı’nın “Alevi kitapları” yayımlama
projesinin arkasında ideolojik plan vardır. Böyle bir proje “laik ve hukuk”
devleti eliyle yapılıyorsa, sorun daha da vahimleşiyor demektir. ALEVİLİĞİ ANLATMA HAKKI SİVİL ALANIN
ÖZGÜR KALEMLERİ VE DİLLERİDİR. Aleviliğin ne olduğu, Alevi kimliğini ve öğretisini besleyen,
inançların, felsefenin, kültürün neler olduğuna dair yazılı kaynakları üretmek,
resmi kamu kurumu olan Sünni-Hanefi Diyanetinin maaşlı yönetici ulemalarının
işi değildir. Bu görev devletin ve sistemin sözcüsü olanlarında işi
olmamalıdır. İnançların tanımını yapma hakkı o inanca mensup toplumun hakkıdır.
Bu sorumluluk başta Aleviler olmak üzere, sivil ve özgür düşünen, dini, inancı,
dili ve milletinden bağımsız tüm aydınların işidir. Yani sivil alanın işidir.
Devletin dinsel propaganda merkezi olan DİB kurumu değildir. Devletin asıl
cevap vermesi gereken soru; Kendisini laik olarak tanımlayan bir ülkede Diyanet
İşleri Başkanlığı gibi bir kamu kurumunun olup olmamasıdır! Evrensel anlamda
laikliğin, “dinin devlet işlerine,
devletin de din işlerine karışmaması” olarak
öğreten bir sistemin, neden bu ilişkiyi birbirine karıştırdığı çelişkisini açıklamak
zorundadır. DEVLET ASLİ GÖREVİ İLE BULUŞMALIDIR. Laik
devlete düşen asıl sorumluluk, Alevi gerçeğini kabullenip bunu resmi olarak
tanımaktır. Alevilerin taleplerine olumlu cevap vermesidir. Siyasi iktidar asıl iradesini burada
göstermelidir. Kamuoyunun gözünü boyamaya dönük, “Bakın, AKP hükümeti Aleviler içinde bir şeyler yapıyor” dedirtmek
ve aynı zamanda, sinsice, Aleviliğin ve Alevilerin asimile etmeye dönük
politikalarına, devletin resmi kitapları ile katkı sunmaktır. Aleviler ve demokratik kamuoyu siyasi
iktidarın bu tuzağına karşı duyarlıdır. Alevilerin yıllardır savunduğu, ulusal ve uluslar arası gündemin
merkezlerine taşınmış olan taleplerini yok sayan ve bu taleplere olumsuz yanıt
veren siyasi iktidarların, “Alevi
kitapları” tuzağında ideolojik yaklaşımlar vardır. Nüfusun 3/1ni oluşturan
Alevi toplumunun varlığını inkar eden ve taleplerine kulak tıkayanlar, evrensel
hukuk ve laiklik ilkelerini açıkça ihlal etmektedir. Devletin Türk-İslam
Sentezi eksenindeki uygulamaları ve din politikaları aslında, Türk devletinin
demokratik ve laik olmaktan çok, DİB
Kurumu, Zorunlu Din Dersleri ve benimsediği Sünni-Hanefi inancı ile dini bir
devlet gibi davranmaktadır. Devlet asli görevi ile buluşmak için, dinsel alandan
elini çekmesi, her inanç grubuna karşı eşit mesafede durması ve din, inanç ve
vicdan özgürlüğünü hukuksal olarak ve ayrımcılık yapmadan sağlaması gerekir.
Devletin bu karakterini sorgulamayan siyasi odaklar (statükocu ve
şeriatçı gelenekten beslenen siyasi İslamcı kesim) devletin resmi Sünni
kurumlarını ve düşüncesini aşmadıkça, Türkiye laikleşemeyecek ve Aleviler inanç
ve vicdan özgürlüğüne kavuşamayacaklardır. ALEVİLİĞE RESMİ
ÜNİFORMA GİYDİRMEYECEĞİZ. Alevilerin
sorunu, kendisi tanımayan sistemdir. Düne kadar Alevileri ve mekânlarını
fiziksel olarak yok etmeye çalışanlarladır. Dün Alevi mekanlarına dozerlerle
giren, bugün Bektaşi tekkelerini ve tarihi mekanlarını yok edip, rant
arsalarına dönüştürmeye çalışanlar, dozerler önündeki Alevi toplumsal
muhalefetini aşamayınca, şimdi Aleviliği fikri olarak yok etmek adına,
Aleviliğe “resmi” üniforma
giydirmeye çalışıyorlar. Başaracaklar
mı? ASLA! 05.01.2007 Kamuoyunu bilgisine sunulur Alevi
Bektaşi Federasyonu Turan Eser,
Genel Sekreter BASININ DEĞERLİ TEMSİLCİLERİNE, ALEVİ ÖRGÜTLERİNE, DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNE VE SİYASİ PARTİLERE „TECRİT“İ DURDURUN! Tecrit bir hukuk ve insanlık ayıbıdır.
Bu ayıptan kurtulmak için herkes sorumluluk üstlenmelidir. Tecrit insan hakları ihlalidir, 6
yıllık bu zulme son verilmelidir. İnsanlık
ayıbı olarak tecrit, insanı yalnızlığa ve ıssızlığa mahkum eden, kişiyi her gün
yavaş yavaş öldürmenin, uygulaması ve aracıdır. Ceza içinde cezadır tecrit.
İnsanı, özü, değerlerinden uzaklaştırmak ve sosyal yaşamdan koparmaktır tecrit.
„Tecrit“ insan hakları ihlalinin
diğer bir adıdır. Bir ideolojik tercihtir „tecrit“.
“Tecrit” uygulamalarına
karşı olmanın adı da Avukat Behiç Aşçı’dır. O bir hukuk adamı, dava adamı, bir direniş
adamı. Siyasi iktidarın sözde reformlarını ve sözde “özgürlük”, “insan hakları”
gibi laflarının sahte ve boş olduğunu ortaya çıkartan bir simge haline
gelmiştir. Behiç Aşçı, F tipi
uygulamalarının en soğuk yüzüne, "tecrit"e,
ölüm orucu eylemiyle çözüm arıyor. “Tecrit”in
soğuk yüzünü, gündemi ısıtarak, lal olmuş siyasi dillerden cevap bekliyor ve
kamuoyuna taşıyor. Direnişin 262. gününde, sağlığının en riskli aşamasında,
"Bırakın böyle ideolojik işleri" diyenlere karşı davasını
sürdürmeyi, insanlık ve özgürlükler adına görev sayıyor. F-Tipi sorunu devam
edemez ve Behiç Aşcı ölüme terk edilemez. Türkiye’nin soğuk yüzü, bu sıcak gündemde bile, çözümden uzak yaşıyor.
Siyasi iktidar ve meclis partileri “sus
pus”lu hallerini bozmuyor. Söz konusu F Tipi ve tecrit uygulamaları olunca,
hepsi bir orkestra halinde lal oluyorlar, duymuyorlar ve görmüyorlar. Es
geçmeleri kasıtlı ve ideolojiktir. Aydınlar, gençler, işçiler, kadınlar, sivil
toplum ve sendikalar yükse sesle, siyasi iktidarı “demokratlığa” ve “adaletli”
olmaya çağırıyor. Halk siyasi iktidarın, dış politikada “özgürlükçü” hallerinin, iç politikada nasıl da zalimleştiğini ve
insan yaşamının celladı olduklarını sorguluyor. İktidar cellatlığını sessiz
sürdürüyor. Sadece bakıyor.. AKP sorunun çözümden ve Avukat Behiç Aşçı’dan kaçıyor. AKP “TECRİT”ten kaçıyor. Yaşar Kemal’in dediği gibi “Türkiye
F tipiyle mücadele etmeli. Hapishaneye adam koyuyorsun, ikinci kez zulüm etmeye
gerek var mı? Zaten zulumdür hapishane. Bu kadar zulümle Türkiye ayakta
kalamaz! Türkiye insanoğluna karşı çok yanlış yapıyor. Türkiye daha merhametli,
hoşgörülü, demokrat olmalı“ Çünkü “Hukukun
ve Adaletin yok edildiği bir ülkede yaşam hakkı için ölüm orucundayım” diyen Avukat Behiç
Aşçı’yı 123. ölümden ve Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmalıyız. Tecrit bir devlet ve insanlım ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için herkes
sorumluluğunu üstlenmelidir. Tecrit insan hakları ihlalidir, 6 yıllık bu zulme son verin. 20 Aralık 2006 Kamuoyunu bilgisine sunulur Alevi
Bektaşi Federasyonu Turan
Eser, Genel Sekreter ******************************** BASINA ve
KAMUOYUNA Maraş
Katliamının 27. yılında:
Toplumsal
belleğin giderek silinmeye çalışıldığı ülkemizde, Maraş katliamının arkasındaki
ideolojik ve fiziki güç bu ülkede halen yargılanmadı. Alevilere, solculara,
demokratlara, işçilere ve devrimcilere yönelik katliamlar, halen
aydınlatılmamak üzere “derin”liğin
karanlığında gizlenmektedir. Her katliamda olduğu gibi, Maraş katliamındaki
siyasi ve hukuki sorumluluk, hesap vermek yerine, “kaşımayın” edepsizliği ile toplumun açık gündemlerini kapatmaya
çalışmaktadır. Osmanlı döneminde
Alevilere katliam çağrısı yapan Şeyhülislam fetvalarının arkasındaki ideolojik
yaklaşım ile Cumhuriyet döneminde Alevilere yönelik katliam fetvaların
arkasında ideolojik zihniyet aynıdır. Kısacası bu ülkedeki farklılıkları yok etmeye
çalışan zihniyet kurgusunda bir değişim olmamıştır. Maraş
katliamın bilançosu ve sonuçlarına siyasi iktidarlar sessiz kaldı. O dönem
gazetelere yansıyan başlıklar, “Yaşananların
bir soykırım olduğunu ve Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini”, “Ölü
sayısı 111, Yaralı sayısı 1000’in üstünde, tahrip edilerek yakılan ev 552,
tahrip edilerek yakılan işyeri 289, yakılan oto 8” yazıyordur. 16 yüzyılın
başındaki “Kızılbaşlar kafir ve
dinsizdirler..Bunları öldürüp, toplumlarını darmadağın etmek tüm Müslümanlara
vacip ve farzdır” fetvası ile 40 binin üzerinde Aleviği katleden , Aralık
1978’de Maraş’ta “Kanımız aksa da zafer
İslamın, Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” sloganı ile 100’den
fazla Aleviyi kurşunlayan, 4 Temmuz 1980’de “Allah, Allah, Allah”, “Aleviler solcular öleceksiniz” sesleri ile
Çorum’u “mezarsız ölüler” şehrine
çevirenler ve 2 Temmuz 1993 yılında “İslamiyeti
ezdirmeyeceğiz, Bismillahi Allahüekber” çığlıkları ve resmi ağızların “Gazanız mübarek olsun” destekleri
altında, Sivas’ta Madımak otelinde bulunan 35 Aydını, yazarı, sanatçıyı,
semah dönen gençleri, bağlamanın ustalarını cehaletin ateşi ile yakanlar
arasında bir fark yoktu. 3 Eylül 1978
yılında Sivas’ta Alibaba mahallesinde yüzlerce eve benzin dökerek yakan, 9
kişiyi öldüren gerici güruhta aynı ideolojik gıdadan emziriliyordu. Katliam
tertipçilerin maşaları olan tetikçileri besleyen ideolojik duruşun hedefi,
Alevilerdi, solculardı, demokrasi ve insanlıktı. Anadolu’daki katliamlar olduğu gibi Maraş katliamı
da bu topraklar üzerinde yaşayan bireyin ve toplumun adalet, özgürlük, güvenlik
ve yaşama gibi temel haklarına, çocukların geleceğine hedef alan
katliamlardır. Alevilere,
bu ülkenin aydınlık yüzlerine ve demokrasiye yönelik katliamları “Allah
adına”, “Müslümanlık adına”,
„milliyetçilik adına“ yapanlar,
kişisel değil, resmi görüş destekli siyasal ve ideolojikti güçlerdir. Maraş katliamında yeni boyut Maraş
Katliamı ile ilgili diğer bir güncel gelişme ise, DSP eski Genel Başkanı Bülent
Ecevit'in arşivinden çıkan belgelerdir. Bu belgeler Maraş Katliamı'nın asıl sorumlularının kimler
olduğuna dair açık adresler
göstermiştir. Bu katliamı ve sorumlularını tüm yönleri ile açığa çıkaracak olan
yeni bilgiler ve belgeler, yeni bir hukuki sürecin başlatılması için
yeterlidir. ABF olarak,
DSP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit'in arşivinden çıkan belgeler delil olarak
kullanılarak, eski belge ve yaşanmışlarla birleştirip, katliamın sorumlularının
yargılanması için göreve çağırıyoruz. Maraş
katliamının sorumluları, statüleri ne olursa olsun yargılanmalıdır. 19.12.2006 Kamuoyunu bilgisine sunulur Alevi Bektaşi Federasyonu PSAKD GYK Üyesi ve Sarıyer Şube Başkanı
Muammer ŞİMŞEK derhal serbest bırakılmalıdır. BASINA VE KAMUOYUNA PSAKD
GYK Üyesi ve Sarıyer Şube Başkanı Muammer
Şimşek evi basılarak gözaltına alınmıştır. Muammer ŞİMŞEK, Küçük Armutlu ve çevre mahallelerinde PSAKD
çizgisinde faaliyet sürdüren, demokratik örgütlenme hakkını kullanarak, gerek
bölgesindeki sorunlara karşı, gerekse Alevi örgütlenmesini sağlayan bir
yöneticimizdir. Kendisinin göz altına alınması, bu ilçede Alevi örgütlenmesini
engellemek ve demokrasi mücadelesine katılan insanları sindirmeyi
amaçlamaktadır. Sarıyer
ilçesinin varoşlarında giderek artan, hırsızlık olaylarına, insanların
uyuşturucunun tuzağına düşürülmesine ve yoksulluğun çözümünü fahişeliğe teşvik
edilmesine karşı, kararlı ve önce insan diyerek mücadele edenleri sindirmek
amaçlı bu tutuklama kasıtlıdır. Son
aylarda Alevilerin ve yoksulların yerleşim birimlerinde faaliyet sürdüren,
Derneklere ve basın kurumlarına yönelik baskınlar ve tutuklamaların anti
demokratik uygulamalar olduğunu biliyoruz. Terörle Mücadele Yasası (TMY)
mazaret gösterilerek, keyfi gözaltılar ve tutuklamalar yapılmaktadır. ABF’ye
bağlı 42 şubeli PSAKD örgütümüzün Sarıyer şube başkanı ve GYK üyesi olan
Muammer ŞİMŞEK'in tutuklanmasını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. ABF olarak
yöneticimizin derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, kendisini yalnız
bırakmayacağımızı kamuoyuna ifade ediyoruz. Kamuoyuna
saygı ile duyurulur. 05.01.2007 Selahattin Özel ABF Genel Başkanı TALEPLERİMİZ Alevilere yönelik
ayırımcılık ve haksızlıklar derhal düzeltilmelidir. Uluslararası belgelere, insan haklarına ve temel özgürlüklere
dayalı, bir toplumsal mutabakat sözleşmesi olan eşitlikçi, özgürlükçü,
katılımcı ve çoğulculuğu esas alan demokratik bir Anayasa istemektedirler. Aleviler kimliklerinin tanınmasını,
kendi özgünlüklerini yaşamak ve kendilerini, kendileri tanımlamak istiyorlar. Aleviler devletin, dinsel ve
dilsel açıdan uyguladığı ayrımcı politikadan arındırılmasını, herkesin
farklılıkları ile eşit koşullarda bir arada kardeşçe yaşamasını savunur. Bu
nedenle devlet Türk İslam sentezine dayalı yapılanmasından derhal
vazgeçilmesini talep eder. Bu nedenle; · Zorunlu
din dersi kaldırılmalıdır. · Alevi
köylerine cami yapılmasına son verilmelidir. · Cemevlerimiz
inanç ve kültür merkezi olarak tanınmalıdır..
· Hacı
Bektaş Dergâhı Turizm Bakanlığından alınarak Alevi kuruluşlarının idaresine
verilmelidir. · Diyanet
İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. · Basın
ve yayın organları, dinsel hoşgörüsüzlüğü kışkırtan haber ve yayınları
engellemek için öz denetim mekanizmalarını işletmelidir. · Başta
siyasiler olmak üzere bütün kamu çalışanları insan hakları eğitimi almalı, “din ve inanç özgürlüğü” bu eğitim
çalışmalarının parçalarından biri olmalıdır. |
||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ABF Yönetim Kurulu |
| Tüzük |
| ABF Tanıtım Broşürü |
| ABF'ye Bağlı Kurumlar |
| ABF'nin Talepleri |
| ABF Haber Bülteni |
| ABF Basın Açıklamaları |
| ABF Tarihçesi |
| Basında ABF |
| Hesap Numarası |
| İletişim |
| İnsan Hakları Belgeleri |
| Dernekler İçin Belgeler |
| Dernek nedir, Nasıl kurulur? |
| P.Sultan Abdal Kul.Der |
| Avrupa Alevi Birlikleri F. |
| Alevi Forumu |
| Alevi Haber Ajansı |
| Diğer Linkler |



| Bugün | 92 |
| Dün | 244 |
| Bu Ay | 2056 |
| Toplam | 11247 |