ABF

Ana Sayfa
ABF HABER BULTENI SAYI 2 PDF Yazdır E-posta
Yazar ABF Haber Bulteni   

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU HABER BÜLTENİ
SAYI 2

İÇİNDEKİLER

1 Merhaba

Ø Alevilerden AB’ye Mektup Basında

Ø “Hepimiz Aleviyiz” Mİ?

Ø Devletin Sünni Uleması “Aleviliğin Kitabını” yazmış

Ø Tecrit’i Durdurun

Ø Maraş katliamının 27. Yılında

Ø PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Muammer Şimşek serbest bırakılmalıdır.

Ø Serap Kaynar hakka yürüdü

Ø Taleplerimiz





MERHABA

AABF Basın Bürosu olarak, herkesin yeni yılını ve geçmiş olan Kurban Bayramını kutlarız. Şu an elinizdeki ABF Haber Bülteninin ikinci sayısını ulaştırmanın heyecanını sizinle paylaşmak istedik.

2007 yılı sadece küresel ısınmadan dolayı değil, aynı zamanda yaklaşan Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlerden dolayı sıcak geçecek gibi görünüyor. Alevi hareketi açısından da önemli bir süreç başlıyor. Çünkü Alevilerin siyasete örgütsel ve toplumsal olarak yön verme, siyasetin yanlış yönelimine örgütsel müdahalesi, 2007 yılındaki faaliyetinin merkezindeki asıl gündem olacaktır.

Bu nedenle tüm Alevi kamuoyunun gündemini meşgul edecek olan, Aleviler ve Siyaset İlişkisi, kapsamlı bir şekilde tartışmayı ve Alevilerin birlikte tutum almasını zorunlu kılıyor.

Alevilerin siyasi alanın öznesi haline gelmeden, toplumsal taleplerini ve sorunlarını, siyasetin gündemine koyabilme şansı oldukça zayıf görünmektedir. Mevcut siyasi tablonun dünyasında inkar edilen, Alevilik ve Aleviler, ancak Alevi hareketinin birlikte ve ortak tutumu ile kabule dönüşebilir.

BİR RİCAMIZ VAR

Lütfen ABF Haber Bülteni’ni tanıdınız dostlarınıza elden ya da E-Posta ile iletiniz. Bu katkınızdan dolayı şimdiden sizlere teşekkür ederiz.

Sizlerle bir sonraki sayımızdaki buluşmak dileği ile hoşça kalın…

 ABF Basın Bürosu


Aleviler’den AB’ye Mektup


BRÜKSEL (17.12.2006)- Aleviler Avrupa Komisyon Başkanlığı’na bir mektup yazarak, Türkiye’de yaklaşan seçimlerle ilgili kaygılarını iletti. AB’nin laik bir Türkiye’ye ihtiyacı olduğu vurgulanan mektupta, Kıbrıs sorununa da dikkat çekilerek, Birliğin Türkiye’nin hassasiyetlerini göz önüne alması istenildi.

Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na Türkiye’de yaklaşan seçimlerle ilgili bir mektup yazdı. Demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilere de gönderilen mektupta, “Avrupa siyasi ve kültürel bir çağdaşlaşma projesi olarak, duygusal, tepkisel, iç politikaya oynayan dar görüşlü siyasi tepkiler yerine, çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı Türkiye’nin, AB’ne üyelik sürecinde yaratılan çifte standart politikalara son vermesi gerekir” denildi.

Alevi örgütlerinin Türkiye’nin AB üyelik sürecini yakından takip ettiğine dikkat çekilen mektupta, Türkiye’de yaklaşan genel seçimlerin, AB-Türkiye ilişkilerine olumsuz etkilemesine imkan sunduğu belirtildi. AB düşüncesinin, AB politikacıları ile Türk politikacılarının, sorunların çözümüne evrensel değerler yaklaşmasını gerektirdiği belirtilen mektupta, şöyle denildi:

“Küresel ölçekte yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde dair siyasi sorumluluklar, iç politik sorunlara feda edilemez kadar önemlidir. Başta Fransa olma üzere, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaklaşan seçimler, Türkiye’nin AB üyelik sürecini zora sokmaya yönelik iç politik malzeme haline getirilmesini doğru bulmadığımızı, bunu kullanan siyasilerin, kendi ulusal sınırları içerisinde çözüm bekleyen gerçek sorunlarını gündemden düşürmeye yönelik taktik stratejiler olarak değerlendiriyoruz. “

Avrupa ülkelerinin dar politik tavırlardan vazgeçmesi istenilen mektupta, sosyal ve demokratik bir Avrupa Birliği'nin yaratılması sürecinde, laik ve demokratik bir Türkiye'nin yer alması gerektiği kaydedildi. Mektupta, “Bu nedenle, Türkiye’nin AB’ne üyelik sürecini yavaşlatmaya, engellemeye dair, ‘Kıbrıs sorunu’ gibi meseleler ile AB-Türkiye yakınlaşmasını kazaya uğratmamak gerekir. Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde, her iki kesiminde bir sınav verdiğini unutmamak gerekir” denildi.

ANF NEWS AGENCY

“Hepimiz Aleviyiz” Mİ?


AKP Başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener’in kamuoyuna ulaşan bir mesajı var; Sayın Bakan mesajında "Buradan ilan ediyorum: Benim dinim ve mezhebim, Hz. Ali'nin dini ve mezhebidir. Açıkçası, hepimiz Aleviyiz.” olduğunu söylüyor ve ardından, "Aynı gemide yaşayan, aynı kan, can ve çamurdan olan 73 milyonun ayrı ve gayrısı olmamalı." gerektiğini ifade ediyor.

 

ABF ve AABK, sayın bakanın bu açıklamasını talihsiz bir açıklama olarak değerlendirmektedir. Yıllardır bu ülkede hukuksal, kültürel, inançsal hakları uğruna mücadele eden Alevi toplumu, bu mücadeleleri sonucunda katliamlara maruz kalmış, devletin asimilasyon politikalarının hedefi haline getirilmiştir. 

Sayın Abdüllatif Şener, kendi doğum yeri olan Sivas’ta "Aynı gemide yaşayan, aynı kan, can ve çamurdan olan” 35 insanın diri diri yakılmasına itiraz etmeden, “hepimiz Aleviyiz” diyemez. Sayın bakan, Sünni-Hanefi inancı ile özdeşleşmiş devletin, asimilasyoncu “Zorunlu Din Dersleri”ne, Sünni-Hanefi Diyanetinin maaşlı yönetici ulemalarının ayrımcı politikalarına, bu kurumun kendisine itiraz etmeden “hepimiz Aleviyiz” diyemez. Sayın Şener bu ülkede 67 okula karşın, 90 caminin varlığını bilerek, halen Alevi köylerine zorla cami yapılmasına itiraz etmiyorsa, 35 insanın yakıldığı Madımak otelinin, kebap salonu olarak işletilmesine siyasi iştahı müsaade ediyorsa, kendisine sunulan, “Madımak Müze olmalıdır” dilekçesi ve Aydınlar imzalarını alırken verdiği sözü unutuyorsa, Sayın Şener “hepimiz Aleviyiz” diyemez.

SAYIN BAKAN SOY ALEVİSİ Mİ, YOL ALEVİSİ Mİ YOKSA LAF ALEVİSİ Mİ?

Sayın Bakan “hepimiz Aleviyiz” derken, kendince bir sanal Alevilerden bahsetmektedir. Çünkü bu ülkede eşit koşullarda yaşayan Aleviler yoktur. Alevilik ve Aleviler siyasetin ve siyasi iktidarın merkezindeki kodu, belleklerinde “İnkar” olarak yer almıştır. Alevilerin sorunları arasında olan, “Cemevleri kültür ve inanç merkezleri olarak kabul edilmelidir” talebi, TBMM’de AKP’kli milletvekillerinin oyları ile red edilmiştir. 2006 yılında TBMM’de “Madımak oteli 2 Temmuz Müzesi olmalıdır” teklifi, yine AKP milletvekillerinin oyları ile red edilmiştir. AKP iktidarı boyunca genel bütçeden Alevi kurumlarına tek bir kuruş bile aktarılmamıştır. Başbakan tarikat şeyhleri ile ilişkilerini canlı tutarken tek bir Alevi yöneticisini kabul etmemiştir. Sayın bakan bunları bile acaba hangi Alevilerden bahsediyor?

 

ALEVİLER POPÜLİZM DEĞİL ÇÖZÜM İSTİYOR

Yaklaşan seçimlere yönelik yatırımlarda siyasi partilerin popülist söylemlerine çok tanık olacağımız bir sürece giriyoruz. Sayın Şener’de bu maksatla, AKP’yi Alevilere şirin göstermek istemektedir.

Aleviler ve Alevilik düşüncesi, din, inanç ve vicdan özgürlüğü gibi sivil ve siyasi hakları güvence altına alan bir hukuki çerçevenin zorunlu olduğunu ifade etmektedir. Alevilerde “Ayrısı ve gayrısı olmayan aynı gemide”diğer inanç grupları gibi eşit olmak, Alevilerin mağdur olmasını önlemek için gerekli siyasi sorumluluklarının yerini getirilmesini talep etmektedir.

 

Tarihin yüz yıllık gerilerine dönüp baktığımızda, bu ülkede egemen siyasi anlayış, Türkiye’de yaşayan herkes için farklı türden acılar üreten karaktere sahiptir. Tüm yurttaşların farlılıkları ile birlikte ortak yaşaması ve birlikte üretmesi mümkündür. Fakat AKP dahil tüm siyasi iktidarlar bugüne kadar, Türkiye’de toplumunun insanca yaşayabilme hakkını, gerçek anlamda demokratik, laik, hukuk devletine kavuşma arzusu hep ertelenmiştir. Sorun çözmek yerine, düşman illüzyonu üreten bu yaklaşımın değişmesi için yürütülecek felsefi ve ideolojik mücadele şarttır. Türkiye’deki siyasi “merkez”i temsil edenler, devletin Sünni-Hanefi üniformasını çıkarmayan, kendi ekonomik ve siyasi ayrıcalıklarını korumak için gerilim yaratmaya devam eden zihniyet sahipleridir.

Geçmişten beri dışlanan Aleviler, insan haklarına saygı gereği, eşit ve özgür bireylerin bir arada huzur içinde yaşamasını mümkün kılan yeni bir paradigmaya ve herkesin kendi kimliklerini demokratik, laik ve katılımcı bir Anayasaya ihtiyacımız olduğu görüşünü ifade ediyor.

 

Bu nedenle sayın Şener, "Aynı gemide yaşayan, aynı kan, can ve çamurdan olan 73 milyonun ayrı ve gayrısı olmamalı." fikrinde samimi ise; işte hodri meydan, TBMM’de çoğunluğunuzla, Alevi kimliğinin resmen kabul edilmesini sağlayın! 08.01.2007

Saygılarımızla

 

Alevi Bektaşi Federasyonu 

 

Selahattin Özel, Genel Başkan

 

 

DEVLETİN SÜNNİ ULEMASI “ALEVİLİĞİN KİTABINI” YAZMIŞ

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Alevi kitapları” yayımlama projesinin arkasında ideolojik plan vardır. Böyle bir proje “laik ve hukuk” devleti eliyle yapılıyorsa, sorun daha da vahimleşiyor demektir.
Dün sol siyasi düşünceye karşı İHL, İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile “din adamı” yetiştiren devletin Sünni egemenliği, şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı Alevilerin toplumsal yapısına ve örgütlenmesine karşı ve Aleviliği Sünnileştirmiş kitaplarla yeni projeye imza atmaktadır. Siyasi iktidarların müdahalesine açık olan DİB Kurumu, “Alevi kitapları” projesini, siyasi iktidarın müdahalesinden bağımsız yapmamıştır. AKP hükümeti bu girişimi açıktan teşvik etmiştir.

 

ALEVİLİĞİ ANLATMA HAKKI SİVİL ALANIN ÖZGÜR KALEMLERİ VE DİLLERİDİR.

Aleviliğin ne olduğu, Alevi kimliğini ve öğretisini besleyen, inançların, felsefenin, kültürün neler olduğuna dair yazılı kaynakları üretmek, resmi kamu kurumu olan Sünni-Hanefi Diyanetinin maaşlı yönetici ulemalarının işi değildir. Bu görev devletin ve sistemin sözcüsü olanlarında işi olmamalıdır. İnançların tanımını yapma hakkı o inanca mensup toplumun hakkıdır. Bu sorumluluk başta Aleviler olmak üzere, sivil ve özgür düşünen, dini, inancı, dili ve milletinden bağımsız tüm aydınların işidir. Yani sivil alanın işidir. Devletin dinsel propaganda merkezi olan DİB kurumu değildir. Devletin asıl cevap vermesi gereken soru; Kendisini laik olarak tanımlayan bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kamu kurumunun olup olmamasıdır! Evrensel anlamda laikliğin, “dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine

karışmaması” olarak öğreten bir sistemin, neden bu ilişkiyi birbirine karıştırdığı çelişkisini açıklamak zorundadır.

 

DEVLET ASLİ GÖREVİ İLE BULUŞMALIDIR.

Laik devlete düşen asıl sorumluluk, Alevi gerçeğini kabullenip bunu resmi olarak tanımaktır. Alevilerin taleplerine olumlu cevap vermesidir. Siyasi iktidar asıl iradesini burada göstermelidir. Kamuoyunun gözünü boyamaya dönük, “Bakın, AKP hükümeti Aleviler içinde bir şeyler yapıyor” dedirtmek ve aynı zamanda, sinsice, Aleviliğin ve Alevilerin asimile etmeye dönük politikalarına, devletin resmi kitapları ile katkı sunmaktır. Aleviler ve demokratik kamuoyu siyasi iktidarın bu tuzağına karşı duyarlıdır.

Alevilerin yıllardır savunduğu, ulusal ve uluslar arası gündemin merkezlerine taşınmış olan taleplerini yok sayan ve bu taleplere olumsuz yanıt veren siyasi iktidarların, “Alevi kitapları” tuzağında ideolojik yaklaşımlar vardır. Nüfusun 3/1ni oluşturan Alevi toplumunun varlığını inkar eden ve taleplerine kulak tıkayanlar, evrensel hukuk ve laiklik ilkelerini açıkça ihlal etmektedir. Devletin Türk-İslam Sentezi eksenindeki uygulamaları ve din politikaları aslında, Türk devletinin demokratik ve laik olmaktan çok, DİB Kurumu, Zorunlu Din Dersleri ve benimsediği Sünni-Hanefi inancı ile dini bir devlet gibi davranmaktadır. Devlet asli görevi ile buluşmak için, dinsel alandan elini çekmesi, her inanç grubuna karşı eşit mesafede durması ve din, inanç ve vicdan özgürlüğünü hukuksal olarak ve ayrımcılık yapmadan sağlaması gerekir.


STATÜKOCULAR VE SİYASAL İSLAMCILAR SORGULAMA ÖZÜRLÜDÜR.

Devletin bu karakterini sorgulamayan siyasi odaklar (statükocu ve şeriatçı gelenekten beslenen siyasi İslamcı kesim) devletin resmi Sünni kurumlarını ve düşüncesini aşmadıkça, Türkiye laikleşemeyecek ve Aleviler inanç ve vicdan özgürlüğüne kavuşamayacaklardır.

 

ALEVİLİĞE RESMİ ÜNİFORMA GİYDİRMEYECEĞİZ.

Alevilerin sorunu, kendisi tanımayan sistemdir. Düne kadar Alevileri ve mekânlarını fiziksel olarak yok etmeye çalışanlarladır. Dün Alevi mekanlarına dozerlerle giren, bugün Bektaşi tekkelerini ve tarihi mekanlarını yok edip, rant arsalarına dönüştürmeye çalışanlar, dozerler önündeki Alevi toplumsal muhalefetini aşamayınca, şimdi Aleviliği fikri olarak yok etmek adına, Aleviliğe “resmi” üniforma giydirmeye çalışıyorlar.

Başaracaklar mı? ASLA! 05.01.2007

Kamuoyunu bilgisine sunulur

 

Alevi Bektaşi Federasyonu

Turan Eser, Genel Sekreter

 

 

BASININ DEĞERLİ TEMSİLCİLERİNE,

ALEVİ ÖRGÜTLERİNE,

DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNE

VE SİYASİ PARTİLERE

 

„TECRİT“İ DURDURUN!

Tecrit bir hukuk ve insanlık ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için herkes sorumluluk üstlenmelidir.

Tecrit insan hakları ihlalidir, 6 yıllık bu zulme son verilmelidir.

İnsanlık ayıbı olarak tecrit, insanı yalnızlığa ve ıssızlığa mahkum eden, kişiyi her gün yavaş yavaş öldürmenin, uygulaması ve aracıdır. Ceza içinde cezadır tecrit. İnsanı, özü, değerlerinden uzaklaştırmak ve sosyal yaşamdan koparmaktır tecrit. „Tecrit“ insan hakları ihlalinin diğer bir adıdır. Bir ideolojik tercihtir „tecrit“.

 

“Tecrit” uygulamalarına karşı olmanın adı da Avukat Behiç Aşçı’dır. O bir hukuk adamı, dava adamı, bir direniş adamı. Siyasi iktidarın sözde reformlarını ve sözde “özgürlük”, “insan hakları” gibi laflarının sahte ve boş olduğunu ortaya çıkartan bir simge haline gelmiştir. Behiç Aşçı, F tipi uygulamalarının en soğuk yüzüne, "tecrit"e, ölüm orucu eylemiyle çözüm arıyor. “Tecrit”in soğuk yüzünü, gündemi ısıtarak, lal olmuş siyasi dillerden cevap bekliyor ve kamuoyuna taşıyor. Direnişin 262. gününde, sağlığının en riskli aşamasında, "Bırakın böyle ideolojik işleri" diyenlere karşı davasını sürdürmeyi, insanlık ve özgürlükler adına görev sayıyor. F-Tipi sorunu devam edemez ve Behiç Aşcı ölüme terk edilemez.

Türkiye’nin soğuk yüzü, bu sıcak gündemde bile, çözümden uzak yaşıyor. Siyasi iktidar ve meclis partileri “sus pus”lu hallerini bozmuyor. Söz konusu F Tipi ve tecrit uygulamaları olunca, hepsi bir orkestra halinde lal oluyorlar, duymuyorlar ve görmüyorlar. Es geçmeleri kasıtlı ve ideolojiktir. Aydınlar, gençler, işçiler, kadınlar, sivil toplum ve sendikalar yükse sesle, siyasi iktidarı “demokratlığa” ve “adaletli” olmaya çağırıyor. Halk siyasi iktidarın, dış politikada “özgürlükçü” hallerinin, iç politikada nasıl da zalimleştiğini ve insan yaşamının celladı olduklarını sorguluyor. İktidar cellatlığını sessiz sürdürüyor. Sadece bakıyor.. AKP sorunun çözümden ve Avukat Behiç Aşçı’dan kaçıyor. AKP “TECRİT”ten kaçıyor.

Yaşar Kemal’in dediği gibi “Türkiye F tipiyle mücadele etmeli. Hapishaneye adam koyuyorsun, ikinci kez zulüm etmeye gerek var mı? Zaten zulumdür hapishane. Bu kadar zulümle Türkiye ayakta kalamaz! Türkiye insanoğluna karşı çok yanlış yapıyor. Türkiye daha merhametli, hoşgörülü, demokrat olmalı“ Çünkü “Hukukun ve Adaletin yok edildiği bir ülkede yaşam hakkı için ölüm orucundayım” diyen Avukat Behiç Aşçı’yı 123. ölümden ve Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmalıyız.

Tecrit bir devlet ve insanlım ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için herkes sorumluluğunu üstlenmelidir.

Tecrit insan hakları ihlalidir, 6 yıllık bu zulme son verin. 20 Aralık 2006

Kamuoyunu bilgisine sunulur

 

Alevi Bektaşi Federasyonu 

 

Turan Eser, Genel Sekreter 

 

********************************

 

BASINA ve KAMUOYUNA

Maraş Katliamının 27. yılında:

  • Anadolu katliamların mezarlığı olmamalıdır.
  • Ortaya çıkan yeni bilgiler ve belgeler, ışığında yeni bir hukuki süreç başlatılmalıdır.
  • Maraş katliamının sorumluları, statüleri ne olursa olsun yargılanmalıdır.

 

Toplumsal belleğin giderek silinmeye çalışıldığı ülkemizde, Maraş katliamının arkasındaki ideolojik ve fiziki güç bu ülkede halen yargılanmadı. Alevilere, solculara, demokratlara, işçilere ve devrimcilere yönelik katliamlar, halen aydınlatılmamak üzere “derin”liğin karanlığında gizlenmektedir. Her katliamda olduğu gibi, Maraş katliamındaki siyasi ve hukuki sorumluluk, hesap vermek yerine, “kaşımayın” edepsizliği ile toplumun açık gündemlerini kapatmaya çalışmaktadır. Osmanlı döneminde Alevilere katliam çağrısı yapan Şeyhülislam fetvalarının arkasındaki ideolojik yaklaşım ile Cumhuriyet döneminde Alevilere yönelik katliam fetvaların arkasında ideolojik zihniyet aynıdır. Kısacası bu ülkedeki farklılıkları yok etmeye çalışan zihniyet kurgusunda bir değişim olmamıştır.

 

Maraş katliamın bilançosu ve sonuçlarına siyasi iktidarlar sessiz kaldı. O dönem gazetelere yansıyan başlıklar, “Yaşananların bir soykırım olduğunu ve Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini”, “Ölü sayısı 111, Yaralı sayısı 1000’in üstünde, tahrip edilerek yakılan ev 552, tahrip edilerek yakılan işyeri 289, yakılan oto 8” yazıyordur.

 

16 yüzyılın başındaki “Kızılbaşlar kafir ve dinsizdirler..Bunları öldürüp, toplumlarını darmadağın etmek tüm Müslümanlara vacip ve farzdır” fetvası ile 40 binin üzerinde Aleviği katleden , Aralık 1978’de Maraş’ta “Kanımız aksa da zafer İslamın, Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” sloganı ile 100’den fazla Aleviyi kurşunlayan, 4 Temmuz 1980’de “Allah, Allah, Allah”, “Aleviler solcular öleceksiniz” sesleri ile Çorum’u “mezarsız ölüler” şehrine çevirenler ve 2 Temmuz 1993 yılında “İslamiyeti ezdirmeyeceğiz, Bismillahi Allahüekber” çığlıkları ve resmi ağızların “Gazanız mübarek olsun” destekleri altında, Sivas’ta Madımak otelinde bulunan 35  Aydını, yazarı, sanatçıyı, semah dönen gençleri, bağlamanın ustalarını cehaletin ateşi ile yakanlar arasında bir fark yoktu. 3 Eylül 1978 yılında Sivas’ta Alibaba mahallesinde yüzlerce eve benzin dökerek yakan, 9 kişiyi öldüren gerici güruhta aynı ideolojik gıdadan emziriliyordu. Katliam tertipçilerin maşaları olan tetikçileri besleyen ideolojik duruşun hedefi, Alevilerdi, solculardı, demokrasi ve insanlıktı. Anadolu’daki katliamlar olduğu gibi Maraş katliamı da bu topraklar üzerinde yaşayan bireyin ve toplumun adalet, özgürlük, güvenlik ve yaşama gibi temel haklarına, çocukların geleceğine hedef alan katliamlardır. Alevilere, bu ülkenin aydınlık yüzlerine ve demokrasiye yönelik katliamları “Allah adına”, “Müslümanlık adına”, „milliyetçilik adına“ yapanlar, kişisel değil, resmi görüş destekli siyasal ve ideolojikti güçlerdir.

 

Maraş katliamında yeni boyut

Maraş Katliamı ile ilgili diğer bir güncel gelişme ise, DSP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit'in arşivinden çıkan belgelerdir. Bu belgeler Maraş Katliamı'nın asıl sorumlularının kimler olduğuna dair açık adresler göstermiştir. Bu katliamı ve sorumlularını tüm yönleri ile açığa çıkaracak olan yeni bilgiler ve belgeler, yeni bir hukuki sürecin başlatılması için yeterlidir.

ABF olarak, DSP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit'in arşivinden çıkan belgeler delil olarak kullanılarak, eski belge ve yaşanmışlarla birleştirip, katliamın sorumlularının yargılanması için göreve çağırıyoruz.

 

Maraş katliamının sorumluları, statüleri ne olursa olsun yargılanmalıdır. 19.12.2006

 

Kamuoyunu bilgisine sunulur

 

Alevi Bektaşi Federasyonu

Selahattin Özel, Genel Başkan

 

PSAKD GYK Üyesi ve Sarıyer Şube Başkanı Muammer ŞİMŞEK derhal serbest bırakılmalıdır.

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

PSAKD GYK Üyesi ve Sarıyer Şube Başkanı Muammer Şimşek evi basılarak gözaltına alınmıştır. Muammer ŞİMŞEK, Küçük Armutlu ve çevre mahallelerinde PSAKD çizgisinde faaliyet sürdüren, demokratik örgütlenme hakkını kullanarak, gerek bölgesindeki sorunlara karşı, gerekse Alevi örgütlenmesini sağlayan bir yöneticimizdir. Kendisinin göz altına alınması, bu ilçede Alevi örgütlenmesini engellemek ve demokrasi mücadelesine katılan insanları sindirmeyi amaçlamaktadır.

 

Sarıyer ilçesinin varoşlarında giderek artan, hırsızlık olaylarına, insanların uyuşturucunun tuzağına düşürülmesine ve yoksulluğun çözümünü fahişeliğe teşvik edilmesine karşı, kararlı ve önce insan diyerek mücadele edenleri sindirmek amaçlı bu tutuklama kasıtlıdır.

 

Son aylarda Alevilerin ve yoksulların yerleşim birimlerinde faaliyet sürdüren, Derneklere ve basın kurumlarına yönelik baskınlar ve tutuklamaların anti demokratik uygulamalar olduğunu biliyoruz. Terörle Mücadele Yasası (TMY) mazaret gösterilerek, keyfi gözaltılar ve tutuklamalar yapılmaktadır. 

 

ABF’ye bağlı 42 şubeli PSAKD örgütümüzün Sarıyer şube başkanı ve GYK üyesi olan Muammer ŞİMŞEK'in tutuklanmasını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. ABF olarak yöneticimizin derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, kendisini yalnız bırakmayacağımızı kamuoyuna ifade ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur. 05.01.2007

 

Selahattin Özel

ABF Genel Başkanı

 

 

 

TALEPLERİMİZ

Alevilere yönelik ayırımcılık ve haksızlıklar derhal düzeltilmelidir.

Uluslararası belgelere, insan haklarına ve temel özgürlüklere dayalı, bir toplumsal mutabakat sözleşmesi olan eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı ve çoğulculuğu esas alan demokratik bir Anayasa istemektedirler.

Aleviler kimliklerinin tanınmasını, kendi özgünlüklerini yaşamak ve kendilerini, kendileri tanımlamak istiyorlar.

Aleviler devletin, dinsel ve dilsel açıdan uyguladığı ayrımcı politikadan arındırılmasını, herkesin farklılıkları ile eşit koşullarda bir arada kardeşçe yaşamasını savunur. Bu nedenle devlet Türk İslam sentezine dayalı yapılanmasından derhal vazgeçilmesini talep eder. Bu nedenle;

· Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.

· Alevi köylerine cami yapılmasına son verilmelidir.

· Cemevlerimiz inanç ve kültür merkezi olarak tanınmalıdır..

  • Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi tercihli değil, tamamen çıkartılmalıdır.

· Hacı Bektaş Dergâhı Turizm Bakanlığından alınarak Alevi kuruluşlarının idaresine verilmelidir.

· Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır.

· Basın ve yayın organları, dinsel hoşgörüsüzlüğü kışkırtan haber ve yayınları engellemek için öz denetim mekanizmalarını işletmelidir.

· Başta siyasiler olmak üzere bütün kamu çalışanları insan hakları eğitimi almalı, “din ve inanç özgürlüğü” bu eğitim çalışmalarının parçalarından biri olmalıdır. 

 






















 
< Önceki   Sonraki >


.